MEZAR TAŞLARINDAKİ SIRLAR•

Ağır ağır çıkıyorum Eyüp yokuşundan,
Maziye gidiyorum taşların duruşundan.

Mezar taşları, koca bir tarihi okutur,
Manasız yapılmış tek bir mezar taşı yoktur.

Şu taşın baş kısmı kocaman kat kat sarıklı,
Mutlaka mevtada dünya kadar ilim saklı.
.
Bak bak, heybetli kavuğunun yarısı dökük,
Ümera sınıfından biri, rütbesi büyük.

Şu taşın desenleri zannedersin  körüklü,
Erkanı harpten olmalı bu, hem de çarıklı.

Bu taş var ya, işte surada, amma da iri!
Sanıyordu ki, kendisi vazgeçilmez biri.

Zorbanın biri olmalı şu taşın sahibi,
O da topraklara düşmüş celaliler gibi.

Şu tarihi okur musunuz beşyüzon yıllık?
Mazide kalmış arkasından atılan çığlık.

Şu uzun külahlı taşın süsleri  kallavi,
Anlıyoruz ki bunun meşrebi de Mevlevi.

Hokka kalem desenlerini buraya çizip,
Anlatmak istiyor ki, buradaki bir katip.

Anladın mı, celladın taşı niçin desensiz?
Nefretli anışlardan korunmak için bu giz.

Bebek mezarı bu, kalmış küçük bir bölümü.
Yeni doğmuş olmalı, o da tatmış ölümü.

Sanki yelkenli bir tekne şuradaki mezar,
Bir denizci olmalı, üzerinde de yazar.

Yeniçeri mezarı bu, toprağa karılmış,
Zorbaya duyulan  hınçla başı koparılmış.

Hanım mezarıdır, taşa çiçekler dizilmiş,
En önemlisi, üstüne hotozu çizilmiş.

Bakar mısınız, boynunda kement resmi belli?
Asılarak öldürülmüş birisi besbelli.

Bu taşın kafasına sarık değil konmuş fes,
Osmanlının son dönemi, ama sanat enfes.

Çiçeklerle süslenmiş bu başı, iyi bilin,
Muradına ermeden ölmüş taze bir gelin.

Bu sade bir taş, yıkılmış yerlere dökülmüş,
Sıradan biriymiş, o da buraya gömülmüş.

Hüvelbaki der, başlar her birindeki yazı,
Sonunda da fatihaya davet eder bizi.

Her taş tarihin aynasını bize tutuyor,
Öyle ilginç ki, hepsi kendini okutuyor.
 
17.06.2004

TOP