ÇANAKKALE CİHADI

I-DÜNYANIN GENEL DURUMU

Çanakkale cihadını size anlatmak dilerim,
Yazdıkça hep tazeleniyor benim de bilgilerim.

Bindokuzyüzondört’te, dünya bölünmüştü ikiye,
Osmanlı Devleti olarak anılırdı Türkiye.

İngiliz, Fransız ve Rus, bir tarafındaydı dünyanın,
Öbür taraf Almanya, dostu idi Avusturya’nın.

Kıyametler koparken biz de tarafsızız demiştik,
Ama, ittihatçılar gütmüşlerdi ince bir taktik.

Gizlice Almanların yanında savaşa girmişiz,
Kararı Alman’a bırakıp, kontrolü yitirmişiz.

Bu ittihatçı taktiği imiş, oldu sonun başı,
Bu kararla oynattılar yerinden, her temel taşı.

Yabancı güçleri içeri almakla başladılar,
Ordu kumandasını da verip, aklı dışladılar.

O günün yabancı asker gücü Breslav ve Gobendi, 
Millete Turan’ın gerçek olacağı müjdelendi.

Devleti ateşe attılar, o Alman gemileri,
Akıllar tatilde, maceracılık geçti ileri.

Kabul etmişsen bir yabancı gücü topraklarına,
Mahkum olursun tarihin insafsız yapraklarına.

Böylece sokulmuştuk, Birinci Dünya Savaşı’na,
Musibetler gelmeye başladı devletin başına.

Girdi doğu illerimize ezeli düşman Rusya,
Bütün bakışlar böylece çevriliverdi doğuya.

Sarıkamış’ı duydunuz mu sizler Sarıkamış’ı,
Şu rüyalarıma giren katil, beyaz karakışı…

Napolyon’luğa özenmişti meşhur Enver Paşa’mız,
Onbinlerce gencimizi buzlara gömdü hilafsız.

Yay çizmek istemişti kuzeyden ta Sarıkamış’a,
Gencecik fidanlarımızı yem etti kurda kuşa.

“Sarıkamış İhata Manevrası” gençliği yuttu,
Paşa’mız, zafer dedi, koca bir milleti uyuttu.

Bu bozgunu konuşmayı ve yazmayı yasaklattı,
Gerçeği konuşanları da bir bir hapse attı.


























II-DENİZ HAREKATI


Rusya’yla buluşmak istedi İngiliz’i, Fransız’ı,
Geçilmesi gerekiyordu, Çanakkale Boğazı.

Çanakkale, İstanbul’u koruyan bu son kapımız,
İşte orada ortaya çıktı ruhumuz, yapımız.

Bindokuzyüzonbeş’te, Çanakkale bulandı kana,
Anlatayım şimdi, birazcık kulak verin de bana.

Haçlılar var güçleriyle Çanakkale’ye üşüştü,
Yüzbinlerce yetişmiş insanımız toprağa düştü.

Cihad emriyle herkes silaha sarıldı, din için,
İmanıyla neler yaptığı görüldü, mücahidin.

Yedi düvel değildi  sanki çullanan yedi iklim.
İnsanlar değil de, insanlık doğrandı dilim dilim.

Başladı böylece yeni bir takvim, yeni bir dünya,
Kâbus oldu, yarasaların gördüğü tatlı rüya.

Çanakkale… İnsan öğütülen koca bir değirmen,
Dirildi cihad ruhu, o kanlı değirmene rağmen.

Çelik donanmalar, gururla, azametle geldiler,
Sanki ölüm makinası… Kükrediler birer birer.

O teknoloji harikaları hücuma geçtiler,
Silah denediler, alev kustular, ölüm saçtılar.

İlerlemek mi, ne mümkün çünkü mücahitler vardı,
Her bir mehmetçik, içi iman dolu etten duvardı.

Cevat, Selahaddin, Hasan-Mevsuf, Seyit Onbaşı,
Onsekiz Martta kıyam etti, boğazın dağı taşı.

Nusret’le döşenmişti boğaza; yirmi küsür mayın.
Neler kazanıldı ölçülemez, hiç hesaplamayın?

Görmedin mi, şu azmin imanın neler yaptığını?
Şimdi araştır bak, denizin dibi hurda yığını.

Seyit’im kaldırdı ikiyüzonbeş okka mermiyi,
Karanlık Liman’da batırdı, o son zırhlı gemiyi.

Ne yazmış düşman, bakmalısın hatıra defterine?
“Gömüldü donanmamız, boğazın en derin yerine.”

Hamidiyeler, Mecidiyeler, Dardanos, Çimenlik…
Bir iki duvarları sağlam kalmış, o da şimdilik.

Ecdadın hatırasına yapmak istense kötülük,
İşte böyle yapılır… Tabyalar sanki birer çöplük.

Sahipsiz, taşlar sökük, bakımsız harabe bir halde,
Bunları, uzaydan gelenler onaracak herhalde?

Görüyor musun ne kadar vefasız olduğumuzu?
Leylekler getirmedi bize bu güzel yurdumuzu.

Nerde tarihi değiştiren Nusret mayın gemimiz,
Ne çabuk unuttuk, ne kadar vefasız bir milletiz.

Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz,
Kurtardı Nusret’i, bu hizmeti hiç unutulamaz.

Koca destanı yazdıran toplar acaba nerede,
Şehit ve gaziler yatar, kim bilir hangi derede?

Sefalet içinde ömür tüketti Kahraman Seyit,
Bu vefasızlık bende ne moral bırakır ne ümit.












III-KARA HAREKATI


Yeterli görememiş ki, denizden aldığı dersi,
Karadan geldi, kolay sanarak tepenin gerisi.

Kıyıdaki birliklerimiz çekildi içeriye,
Almanın taktiği dediler, yığınak ta geriye.

Savunma planını hazırlayan Alman generaller,
Planların ayrıntısında neler gizlemişler neler?

Kıyı zayıf birliklerce gözetilip, korunacak,
Düşman karalara çıkar, sonra yenilebilir ancak.

Maksatları Batı Cephesi’ni rahatlatmak biraz,
Emirler Almanya’dan alınmış, mümkün mü itiraz?

Çok sayıda düşmanı burada sürekli tutmak için,
Maliyeti yok ya, kanı akıtılsın mehmetçiğin.

Verilmişse yabancı kumandanlara, ipin ucu,
Okuyun bakın nerelere varır işin sonucu?

Donanmayla birlikte ordular da geldi bu sefer
Hepsi beraber çullandılar, kıyametten de beter.

Öyle bir boğuşma oldu ki, dağlar taşlar hep şehit
Gözleri kamaştırdı o gün bizim şanlı mücahit.

Elinde tüfek, kalbinde kuran, dilinde ise tekbir,
Ölüm yağmuru altında haklıyor düşmanı bir bir.

Gülleler, bombalar, yakıyor, sanırsın ki cehennem.
Mücahidim diyor ki; bugün için doğurdu annem.

Anne, baba, eş, akraba şimdi geride dursunlar,
Artık hayallerini gelecek kuşağa kursunlar.

Yemin ettik bizler; asla düşman geçemez buradan,
Şehit olacağız, nasip etmiş ise bizi yaradan.

Bu gün bir bahar sabahıydı, etrafta, çiçek ve kuş,
Var mı başka kimsede, mehmetçikteki metin duruş?

Şu gelincik çiçeğine bakın, şu kırmızı çiçek,
Her baharda, şehit mezarlarını temsil edecek.

O kuşak çok fedakardı, şehid oldu, gazi oldu,
İbret almalı, zannetmeyin olanlar mazi oldu.

Nedir bilir misiniz, insanı mahveden, kahreden?
Din kardeşleriyle savaşmak zorunda kaldı deden.

İhanet de, kandırılmışlık de, ganimet hırsı de,
Bu orduya karşı savaş, felakettir akabinde.

Cihad Emiri Halife, fetva herkesin cebinde,
Halife askerine saldırmak dinin neresinde?

Mücahide karşı savaşan gider pisi pisine,
Hayatı mahvolur biter, boğaz harbi gibisine.

Hep hüsran olmuştur, ordudan ayrılanların sonu,
Dün böyleydi, bugün de böyle, bekle de gör sonunu.

Cihad şartlarını bilen anlayabilir durumu,
Ben ayrılıyorum, demek var mı, hiç böyle olur mu?

İngilizler, Fransızlar kandırıp getirmiş bunları,
Ama hüsran oldu, hem hayatları, hem de sonları.

Yirmibeş Nisan’ın sabahı kader anı seçildi,
O sabah, çıkarma için uygulamaya geçildi.

Bir bahar sabahı diyordum ya, ama ne baharmış,
Saldırıyor düşman, sanki çıldırmış, gözü kararmış.

Sahil yamaçlarına saldılar alevden burguyu,
Londra’da planlamışlar, bu lanet olası kurguyu.

Alçıtepe, Kocaçimentepe, ilk gün düşecekti,
Sekiz ayda öğrendiler, bu tepeler ne demekti.

Top ve gülle seslerinden oluyor kulaklar sağır,
Kan kokusu, barut kokularından çok daha ağır.

Her “yandım anam!” sesiyle yerlere düşer fidanlar,
Kalanlardan daha şanslıdır bugün, şehit gidenler.

Eski  gemiyi iskele diye kullanmak cin fikir,
İçinden çıkan, vurulup denize düşüyor bir bir.

Çıkarmalar çok kanlı yapıldı Ertuğrul Koyu’nda,
Düşman kanı, kırmızı şerit oldu denizin suyunda.

O günü yaşayanlar şahitlik ettiler ki şuna;
Birden çok düşman cesedi düşmüştü, her bir kurşuna.

Zığındere’ye bir birlik çıktı, arkadan vurmaya,
Niçin ilerleyemedi, hala merak eder dünya?

Mehmetçik Allah’ın yardımını almıştı, velhasıl,
Düşman hayret içindeydi, nasıl olur bu iş, nasıl?

Düşmanı durdurmaya çalışan bir avuç mücahit,
Gün batarken cennete uçtular, hepsi oldu şehit.

Seddülbahir, Eskihisarlık ve Morto’dan Kirte’ye,
Tahammül sınıra geldi, sabır dersen son kerteye.

Kuvvetlerimiz yürümüştüler kanlı cephelere,
Düşman karaya çıktı, nelere mal oldu nelere?

Öldürmekle biter mi, sürülerle geliyor düşman?
Karaya çıktılar, faydalanıp koyu karanlıktan.

Kimisi getirilmişti Türk Lokumu’nu yemeye,
Sonunda  ancak aldılar, bir mezarlık yer hediye…

Kimisinin kafasında İstanbul’daki haremler,
Harem yerine süngümüzü öptüler birer birer.

Kimisi yağmalar yapacaktı Türk şehirlerinde,
Daha sonra cesedi bulundu derin siperinde.

Güya barbar Türk’e haddini bildirmeye gelenler,
Ne vahşetler yaptılar, anlatır görenler bilenler.

Dini için cihada gelmiş olan, mücahit mehmet,
Her yokluğu göğüsledi, kimseye etmedi minnet.

Siperden fırlayıp ileri atlar o aslan yiğit,
Elinde bir süngüsü, gözü cennet yönünde sabit.

Kurşun ciğerini delmiş de, inliyor yardım için,
Allah’a kavuşmak üzere, gülüyor için için.

Mustafa Kemal öl dedi, emir, yerine gelecek,
Emri alan erler üst üste yığılmış, öbek öbek.

Canla başla savaşıyor, kafasında kanlı sargı,
Hep cihada, hep Kuran’a, hep şehitliğedir vurgu,

Bakmışsın yeri göğü inleten büyük bir infilak,
Tepeler yerin altına inmiş, yarılmış da toprak,

Kaç mücahidin toprak altında kaldığı bilinmez,
Şehit değil, zayiat denmiş, sicil artık silinmez.

Dereler dolu, parça parça gövdeler, ayaklar eller,
Kıpkırmızı tepeler, adam sürükler kandan seller.

Başkalarının imdadına koşan bir kahraman er,
Yarasına bakmaz, yaralı hasmına yardım eder.

Yılmadı mehmetçik, karış karış savundu her yeri,
Bir gece bombalandı, kana bulandı Sargıyeri.

Binlerce hasta ve yaralı, mermilerle doğrandı,
Kıyamet denilen an, zannederim işte o andı.

“Bizleri düşmana bırakma kumandan paşam!” diye,
Feryat ettiler ama, defnedildiler bu vadiye.

Bu ne vahşet, ey medeniyet, hastane vurulur mu?
Kınayalım bile demediniz, bu rezil durumu.

Bombaladılar, yaktılar ve şehit ettiler, her gün,
Azmi ve imanı çiğneyip de geçmek mi, ne mümkün?

Arıburnu, Kanlısırt, az yukarısı Sarıbayır,
Bitmez hınçlarıyla yaktılar her yeri cayır cayır.

Süngüsü elinde, ölüme koştu her askerimiz,
Her gün binlerce şehitle doldu her bir siperimiz.

“Çanakkale’de vurdular beni”diye duyarım da
Canlı mezara girenler, görünür rüyalarımda.

Böyle bir savaş hiç görülmüş mü, feryatlar canhıraş?
Ateş kesilir, hasımların her biri sarmaş dolaş.

Bir el tetikte, ölüm kusuyor mermi yağdırıyor,
Öbür el cebinde, hasmı için hediye arıyor.

Bir mendil, bir sigara, düğme yahut da bozuk para,
Sıcak mesajlarla atılır, sarılıp ta taşlara.

Öldürmeleri gerekiyor, geçmek için ileri,
Bombayla doludur, bazı hediyelerin içleri.

Boş konserve kutuları çöpe atılır mı, yazık(!),
İçleri doldurulmuş kutular, yığınla bombalık.

Lağım kazılmış, siperlerin altına tuzak için,
Patlatılan çukurlar mezarı olmuş mehmetçiğin.

Taneyle verilirdi askere mermiler, bombalar,
Mehmet de israftır diye, siperden çıkarak atar.

Siperden sipere bomba fırlatmak ne de zor bir şey,
Yeni düzenek gerek, haydi deney üstüne deney.

Düşman değil, sinek, bit, pire esir almış cepheyi,
Tek tek attılar, hasmın tonla yaktığı cephaneyi.

Elbise yırtık ayakkabı delik, yemek de gramla,
Ana baba hasreti, gözyaşı olmuş, damla damla.

Uçaklardan atılan dört uclu o demir çiviler,
Görülemez,  her biri bir askeri saf dışı eder.

Yerin altı tünel ağları ile hep delik deşik,
Siperde, ateş etmek, namaz kılmak hep keşik keşik.

Yaz güneşi dikilmiş askerin kafasına, aman,
Beyinler sıcaktan kaynayacak gibi, zaman zaman,

Ceset kokusu çöp kokusuna karışmış, çok ağır,
Silah ve bomba seslerinden zaten kulaklar sağır.

Karınca, yılan, çıyan, haşere, sinek, hiç yok rahat,
Her an hazır olmak gerek, yapamazlar istirahat.

Ara sıra siperlerde yapılır müzikli yarış,
Sanki düşman değillermiş gibi, çoşkulu bir alkış.

Bazen anne babadan, eşten dosttan, gelen bir mektup,
Nereye götürür, gözlerine kanlı yaş doldurup?

“Ey benim biricik valideciğim!” diye başlanan,
Mektubun cevabı; “Yavrucuğum, kurban sana anan!”

Evlatlar kurban, analar kurban, Murat kurban, ah, ah!
Kurbanların hepsine rahmet eylesin Rabbim Allah!

Yatmak yok uyumak yok, dinlenmek yok, eller tetikte,
Gemiden gelen bir mermi… Yüzlerce şehit birlikte.

Bu gece hücum var, sadece süngü kullanılacak,
Çamaşır değişecek, mektuplar yollanılacak.

“Son vasiyetim şunlardır” diye kalem oynatılıp,
Dinlenmek gerek, yarım saat kadar fazla yatılıp.

Süngü hücumunun, anlamını artık biliyorlar?
Yaralı kalmak değil de, şehit olmak diliyorlar.

Dağlar kadar şehit cesedi yığıldı bütün bir gün,
Feryat ve kokudan siperde bir an durmak ne mümkün.

Gelin buraya, şu kadar saat müddet ateşi keselim,
Katliamdan kalan cesetlerse çukurlara teslim.

Et çengelleriyle çukurlara çekildi her ceset,
Ey Kanlısırt, eşi bulunmaz olaya şahitlik et!

Önündeki de yanındaki de şehit oldu, lakin,
Bir an tereddüdü olmadı, o kahraman askerin.

Elinde kuran, dilinde tekbir, giderler ileri,
Şehit olana kadar yerine gelir birileri.

Batının sicili bozuk, insanlık meselesinde,
Hastane gemisi  vuruldu Akbaş iskelesinde.

İkiyüz yaralıyı bombalayıp şehit ettiler,
O şehitcikler de, Akbaş Şehitliği’ne yattılar.





































IV-SONA DOĞRU


Taze kuvvetle tepeler kolay aşılır sandılar,
Yeni birliklerle, bu sefer Suvla’ya çullandılar.

Binbeşyüz mücahit, koca bir kolorduyu durdurdu,
Londra ve Paris bu haberle sarsıldı ve kudurdu.

Dokuz ağustos, Anafartalarda atılan ağır yumruk,
Albay Mustafa Kemal’indi, zafer getiren buyruk.

On Ağustos’ta Conkbayırı’nda süngüler çalıştı,
Süper güçler iman karşısında apışıp kalmıştı.

Yirmibir Ağustos, yine saldırdı var kuvvetiyle,
Bulutlar bile yardıma geldi, Rabb’ın hikmetiyle…

Zorlu bekleyişler böylece başladı siperlerde,
Siper savaşı, kör dövüşü oldu artık her yerde.

Dostluklarla düşmanlıklar iç içe yaşandı o yıl,
Hediye faslından sonra haydi silahlara sarıl.

Aylar böylece geçti, hep soğuk derin siperlerde,
İlerlemek mümkün mü, kaldılar oldukları yerde?

Aralık ayı geldi, Mehmetçik siperden çıkmadan,
Düşman Anzak ve Suvla’dan kaçtı ardına bakmadan.

Seddülbahir’de kaldılar, ta Ocak ayına kadar,
Yenilmezlik ünvanını orda bırakıp kaçtılar.












V-SONUÇ


Bu savaşta ikiyüzelliüçbin fidan kaybettik.
Doksan yıldır, okumuş kuşakta var hala eksiklik.

Türkiye’nin kuruluşunda Çanakkale fidelik,
Nice cevherler keşfedildi bu savaşta, üstelik.

İki yıl sonra, düşman burdan İstanbul’a dalmıştı.
Ama Çarlık Rusya’sı da tarih dışında kalmıştı.

Yeni Çanakkale’ye hazır mıyız, kalırsak mecbur?
Vahşi süper güçleri birtek cihat ruhu durdurur.

Allah korusun diyoruz da, biz çabalarsak korur,
Gücü tam kullanmak, işte çabanın şartı da budur.

Tekniğinle beraber aklın da olacak devrede,
Böyle kaliteli bir nesil göster, var mı nerede?

Görmez edilmiş gözler, uyuşturulmuş hep beyinler,
Şahin akbabanın ortağı, çaresiz güvercinler.

Akıllar havadadır görüşler hep belden aşağı,
Gökte yıldız arar çukura yaklaşmışken ayağı…

Değişmedi düşmanımız, dost bildiklerimiz bile..
Aldanma, yurdumuzun her yeri yine Çanakkale!..


07.07.2004

TOP